Ekimi Devriminin Güncelliği…
Yıl 1917… Rus proletaryasının Bolşevik Parti önderliğinde gerçekleştirdiği Ekim Devrimi’nin kayıtlara düştüğü tarih. Rus proletaryası Kapitalist-emperyalist bir sisteme karşı başka bir dünyanın kurulacağına dair ilk somut eylemini gerçekleştiriyor. Tüm dünya proletaryasına ve ezilen halklarına izlenecek yolu gösteriyor. 1871 Paris’inden bu yana, proletaryanın mücadele tarihi boyunca sınıfsız, sömürüsüz bir dünya özlemine ve mücadelesine dair en somut adım atılıyor. “Ekim Devrimi, tüm insanlığı sarsan, yeni bir çağ açan, ezilenlerin ve sömürülenlerin kurtuluş umutlarını görülmemiş ölçüde büyütmekle kalmayan, bunu bizzat açtığı çığır içinde somutlanan, bir gerçeklik haline getiren muazzam önemde ve kapsamda bir tarihsel olay” olarak tarihte yerini alıyor. Ekim Devrim'ini sadece bir tarih olarak da ele almamak; Sosyalizm mücadelesinin bir mirası ve bu günün dünyasına da yanıt verebilecek pratik-politik bir süreç olarak görmek gerekiyor.
Ekim Devrimi bir darbeden ibaretmiş.
Burjuva kültürü, Ekim Devrimi’ne ve onun bütün kurum ve kişilerine karşı bir nefret nesnesiyle baktı. Sovyet Devrimini kelimenin gerçek anlamında bir devrimden ziyade bir "darbe" olarak nitelendirme çabası içine girdi. 1. Emperyalist paylaşım savaşında yenilmiş ve adeta çürümüş olan çarlık rejimi, 1917 Şubat ve kasım ayları arasında kurulan geçici burjuva hükümet (Şubat Devrimi) ile kitlelerin barış ekmek ve toprak taleplerine hiç bir şekilde yanıt verememiş ve adeta çarlığı yeniden üreten bir hükümet pozisyonuna dönüşmüştü. Ekim devrimi tamda bu koşullarda gerçekleşmekteydi. Barış ve toprak talebiyle ortaya çıkan Bolşevikler, kitlelerin hiç bir desteğine sahip olmayan geçici burjuva hükümeti alaşağı etmekten başka yapılabilecek bir şeyleri yoktu. Ekim Devrimin başarısının anahtarı, devrimin saf bir devrim olmayacağı ve burjuva demokratik devrim ile proleter devrim arasındaki diyalektiği kavrayan bir özneye sahip olmasıdır. Lenin, 1917 yılında Rusya’ya döner dönmez, “Tüm iktidar Sovyetlere” çağrısını yaptığında, Bolşeviklerin işçi sınıfı içinde azınlıkta olduğunu ve işçi sınıfının büyük çoğunluğunu kazanmak zorunda olduğunu vurguladı. Bu, tek kelimeyle, Sovyetler içinde çoğunluğu kazanmak anlamına geliyordu. Sovyet, işçi demokrasisinin, yoksulların öz yönetim organlarının en tipik örneğidir. İlk kez 1871 yılında Paris Komünü’nde ortaya çıkan, işçi devletinin, ezilenlerin doğrudan demokrasisinin aracıdır. Her ne kadar devrimin sonraki yıllarında işlevini yitirmiş olsa da başlangıçta böyleydi. Bolşevik Partisinin barış ve toprak şiarı proletaryanın ve ezilen köylülerin büyük desteğini kazanmasına neden olmuştu. Basitçe iktidarın ele geçirilmiş olduğu düşüncesi tam bir safsatadır.
Ekonomik ve sosyal olarak geri bir ülkede iktidarı ele geçirmiş bulunan Rus proletaryasının önünde, ele geçirdiği iktidarı korumak ve sosyalizmin inşası gibi büyük bir sorumluluk durmaktaydı. Devrim, beklendiği gibi ekonomik ve sosyal açıdan ileri kapitalist ülkelerde değil, emperyalist-kapitalist dünya zincirinin en zayıf halklarından birsinde, Rusya’da gerçekleşmişti. Ekim Devrimi’nin hemen ardından devrimin kaderi, ileri kapitalist ülkelerden gelecek bir proleter devrime yani enternasyonal desteğe ve köylülüğünün devrimin tarafına çekilmesine bağlıydı. Köylülüğünün desteği alınmasına rağmen, beklenen devrimler dalgasının gerçekleşmemesi Ekim Devrimi’nin yalnız kalmasına neden oldu. Rus proletaryası Emperyalist-kapitalist dünya sistemi karşısında tek başına kalan, ekonomik ve sosyal açıdan geri bir ülkede, yeni bir devrimci dalga yükselene kadar iktidarı elinde tutma görevi ile karşı karşıya kalmıştı.
Bütün kötülüklerin anası Lenin ve Stalin
Burjuva kültürünün bir başka çabası ise, devrimi gerçekleştiren Bolşevikleri gözü dönmüş kan emiciler veya birer diktatör olarak resmetmeleridir. Neredeyse bir asır boyunca Lenin ve Stalin tarih de görülmemiş bir yalan ve karalama kampanyaların özneleri haline getirildi. Özellikle soğuk savak koşullarında Stalin, Nazi lideri Hitler’le birlikte anılır oldu. İkinci dünya savaşı Sovyetlere çok pahalıya mal olmuştu. Yaklaşık 20 milyon insan savaşta öldürüldü. Binlerce fabrika, okul yıkılmış, Sovyetler Birliği’nin Avrupa kara parçası enkaz haline getirilmişti. Savaştan galip çıkan devrim, Avrupa içlerine kadar genişlemiş ve emperyalist kapitalist sitemi tehdit eder bir konuma ulaşmıştı. Emperyalistler “Soğuk savaş”ı böylesi bir konjonktür de başlatmış, sosyalist sisteme sempatiyi engellemek için inanılmaz tezvirat ve karalama kampanyasını devreye sokmuşlardı. Bu kampanyanın en somut hedefi kuşkusuz Stalin’di. Sovyet modelinin uygulama sürecindeki eksik ve bazen trajik sonuçları bir yana, bu sürecin tek hedefinin tek bir kişi olarak gösterilmesi düşündürücüdür.
Bütün bir sistemi tek bir kişiye indirgeyip onun nezdinde Sosyalizmi karalama modasına sol-liberal çevreler de destek verdiler. Sosyalizme inanmış insanlar bile bu yaratılan hegemonyanın içerisine çekildi. Bu tarz eleştirilerle Lenin, Troçki ve Stalin’e tarih ve toplum üstü bir güç vermekten başka bir anlama gelmez. Eğer dedikleri doğruysa, "Tarihte kitlelerin en büyük ölçüde ve en aktif katıldıkları bu harekette bile bir devrimciler örgütünün veya bu örgütün yöneticilerinin görüş ve davranışları onu yok etmek için nasıl bu kadar etkili olabilmektedir?" sorusu haklı olarak gündeme gelecektir. Her zaman böyle birilerinin çıkması da kaçınılmaz olduğundan, bu akıbetten kurtulmak da mümkün olamayacak demektir. Birçok sol çevre, sadece, reel sosyalizm eleştirisi yaparken “sosyalist demokrasi”nin yokluğundan hareket ederek partiyi, dolayısıyla partinin liderler kadrolarını hedef alıyor olması bu hatalı mantığın ürünüdür. Bu günlerde hep bir ağızdan AKP’ci “demokrat”ların Sovyetler Birliğin’i “anti-demokratik” ve “totalitarizm” olarak ilan etmesinde de “şaşırtıcı” bir şey yoktur!
Tarihi bir muhasebe defterine dönüştürüp doğrular bir tarafa yanlışlar bir tarafa yazarak geçmişin anlaşılamayacağı kanaatindeyiz. Her şeyden önce Ekim Devrimi, kapitalizme karşı ezilenlerin ve sömürülenlerin bir başka dünya hayalinin ete kemiğe bürünmesidir. Hiç bir şekilde küçümsenmeyecek yaklaşık yetmiş yıllık bir mücadele deneyimidir. Bolşevikler nasıl bir sosyalizm inşa edeceklerini düşünürken en büyük esin kaynakları bir kaç ay yaşamış olan Paris Komün’üydü. Lenin Devrimin hemen sonrasında Avrupa proletaryasısın enternasyonal desteğinin gelmeme ihtimalini düşünerek tarihe bir not düşmek kaygısıyla sosyalist bir iktidar örneğinin neler yapması gerektiğine ilişkin hızla bir takım uygulamalar içine girmişti. Oysa tek ülkede sosyalizm tartışmalarını da sonlandıran ve böyle bir tartışmayı da aşan bir yanıyla bu model 73 yıl yaşadı.
Sonuç olarak
Bugün anlaşılmasında çok büyük bir yarar gördüğümüz Sovyet Devrimi, parti ve toplumsal hareket ilişkileri, özyönetim, sınıf dayanışması, özgür ulusların birliği olan Sovyetler Birliği ve çoğulculuk gibi konular hakkında kimi zaman tersten de olsa her sosyalizm projesi için muazzam zenginlikte bir deneyim birikimi olmaya devam ediyor.
Yakın bir geçmişe kadar, "Toplumsal devrimler çağının bittiğini", "büyük anlatıların" hiç bir inandırıcılığının kalmadığını anlatan bütün burjuva düşünürler, bugünlerde Marks’ı anımsar oldular. Tarih yeniden hızlanıyor ve devrimcileşme imkânı bir kez daha güncel hale geliyor. Bu gün, artık Neo-liberal kapitalizm söylemi ve eylemi çöküyor. ABD ve AB ile diğer kapitalist ülkelerde “kriz reçeteleri”nden de sonuç alınamıyor. Kapitalizmin Krizi ekonomik ve siyasal yapıları sorgulatıyor ve kendisinin nihai zaferini ilan ettiği bir aşamada sosyalizm hayaletiyle bir kez daha karşı karşıya geliyor. Kapitalizmin mülksüzü dışlayan, özgürlüğünü elinden alan, onu bir sömürü nesnesi olarak gören niteliği başlangıcında ne idiyse bugün de odur, hiç değişmemiştir. Berlin duvarının yıkılmasıyla zafer kazandığını sanan kapitalizm ve onun burjuva ideologları, bu gün insanlığın hiçbir sorunu çözememiş, daha fazla kar anlayışıyla gezegeni bile yok edebilecek çevre sorunlarına neden olmuş kapitalist sistemin geleceğine ilişkin çaresizliklerini gizleyemez durumdalar. “Ya barbarlık ya sosyalizm” ikilemi içten içe bu zatları da etkilemiş olmalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder